Bütün yazılar
Turizm 7 dk okuma

Turist müşteri için menüyü kaç dile çevirmeli?

Antalya'da, Alanya'da, Kapadokya'da veya İstanbul'un turistik semtlerinde işletmeniz varsa dil, menünün en pahalı sorunudur. Basılı menüyü iki dilde bastırmak maliyeti ikiye katlar; beş dilde bastırmak hem imkânsız hem de okunmaz bir menü üretir.

Önce müşterinizi sayın, tahmin etmeyin

Hangi dilleri ekleyeceğinize karar vermenin en hızlı yolu tahmin değil, iki haftalık basit bir sayım. Personelden her vardiyada yabancı müşterinin hangi dili konuştuğunu bir kâğıda çizik atarak işaretlemesini isteyin.

Sonuç çoğu zaman şaşırtıyor. "Bizde İngiliz turist var" diye başlayan işletme, iki hafta sonunda müşterisinin çoğunun Rus ya da Alman olduğunu görebiliyor. Menüyü sayıma göre kurmak, hisse göre kurmaktan her zaman daha isabetli.

İngilizce çoğu yerde yetmiyor

İngilizce ortak dil sayılıyor ama sahada iki grup bunun dışında kalıyor:

  • Rusça konuşan misafirler. Antalya hattında ağırlıkları yüksek ve İngilizce bilme oranı diğer gruplara göre düşük.
  • Arapça konuşan misafirler. Yine yüksek ağırlıklı ve burada iş çeviriyle bitmiyor — sayfanın kendisinin sağdan sola akması gerekiyor.

Almanca ise İngilizce bilen bir kitlede bile fark yaratıyor: kendi dilinde menü gören misafir daha rahat sipariş veriyor, daha az soru soruyor.

Sağdan sola diller ayrı bir iştir

Arapça, Farsça, İbranice ve Urduca sağdan sola yazılıyor. Bir menüyü bu dillere "çevirmek" yetmiyor; sayfanın yönü de dönmeli.

Yön dönmediğinde ne oluyor:

  • Fiyat, ürün adının yanlış tarafında kalıyor.
  • Oklar ve "geri" düğmeleri ters yöne bakıyor.
  • Saat aralıkları ("09:00 – 12:00") ters okunuyor ve kahvaltı saati anlaşılmaz hâle geliyor.

Bu ayrıntılar tek tek küçük görünür ama toplandığında menü "özensiz çevrilmiş" hissi veriyor — ki bu, hiç çevirmemekten kötü bir izlenim.

Çeviriyi kim yapmalı

Otomatik çeviri ürün adlarında sık hata yapıyor, çünkü yemek adları çoğu zaman kelime anlamıyla çevrilmiyor. Birkaç örnek yeter:

  • "Kuru fasulye" kelime kelime çevrildiğinde "kurutulmuş fasulye" oluyor ve tabakta ne geleceği anlaşılmıyor.
  • "Ezogelin" hiçbir dile çevrilmiyor. Doğru yaklaşım adı korumak ve altına kısa bir açıklama yazmak: mercimek ve bulgur çorbası.
  • "Türk kahvesi" çevrilmez, olduğu gibi bırakılır. Zaten dünyada bu adla biliniyor.

Pratik kural: özel adı koru, açıklamayı çevir. Menüde iki satır olsun — üstte özgün ad, altında ne olduğunu anlatan tek cümle. Bu yapı hem yerel kimliği koruyor hem de misafirin ne sipariş ettiğini bilmesini sağlıyor.

Menü dili ile arayüz dili farklı şeyler

Dijital menüde iki katman var ve karıştırılıyor:

  • İçerik dili: ürün adları, açıklamalar, kategori isimleri. Bunları siz yazıyorsunuz.
  • Arayüz dili: "Sepete ekle", "Siparişi gönder", "Kapalı" gibi sistemin kendi metinleri.

Menüyü Japoncaya çevirebilirsiniz ama sepet düğmesi Türkçe kalırsa misafir yarı yolda kalıyor. SiparaQR'da içerik 34 dildegirilebiliyor ve listede olmayan bir dili kendiniz ekleyebiliyorsunuz; arayüzün tamamı ise beş dilde çevrili: Türkçe, İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça. Sağdan sola akış Arapça, Farsça, İbranice ve Urducada çalışıyor.

Kaç dille başlamalı

Az dille iyi başlamak, çok dille kötü başlamaktan iyi. Yarım çevrilmiş bir menü, misafire "burada bana özen gösterilmiyor" dedirtiyor.

Makul bir başlangıç: Türkçe + sayımda ilk çıkan iki dil. Bunlar tam ve düzgün olsun. Üçüncü dili, ilk ikisi otururken ekleyin.

Küçük ama işe yarayan ayrıntılar

  • Fotoğraf, çeviriden daha çok iş görüyor. Dilini bilmediğiniz bir misafir bile fotoğrafa bakıp seçebiliyor. Çeviriye başlamadan önce fotoğrafları tamamlamak daha yüksek getirili.
  • Acı, vejetaryen, helal gibi işaretler dilden bağımsız. Simge olarak konduğunda her misafir anlıyor.
  • Para birimini yazın. "180" yazan bir fiyat, hangi para biriminde olduğu belli değilse tereddüt yaratıyor.

Menünüzü dijitale taşımayı düşünüyorsanız

SiparaQR, QR menü ve masadan sipariş sistemi. Kurulum ücretsiz denenebiliyor, kart bilgisi istenmiyor.

Ücretsiz başla